ceren-kerimoglu-ile-soylesi-kitapkurduanne-yazar-ve-cizer-soylesileri

Ceren Kerimoğlu ile Söyleşi

Merhaba !

KitapkurduAnne Yazar ve Çizer Söyleşileri Köşesi´nin bugünkü konuğu sevgili Ceren Kerimoğlu... Elma Yayınevinden çıkan doğa ve çevre üzerine yazdığı hikayelerini, annesi tarafından kolaj tekniği ile resimlenmiş haliyle gözünüzün önüne getirebilirsiniz.

Sakız Ağacı, İnatçı Tohum, Poşetto, Okyunus´a Özgürlük, Kırmızı Denizyıldızı, Küçük Bulut Sirus, Yaprağın Renkleri kitaplarının yazarı Ceren Hanım içtenlikle sorularımı yanıtladı, umarım siz de okurken benim kadar keyif alırsınız...



Bize biraz çocukluğunuzdan bahsedermisiniz? Çocukluğunuza dair en çok aklınızda kalanlar nelerdir ?
Çocukluğum Ankara’da geçti. Uzun gri günler ve deniz olmadığı için hemen hemen her gün içli içli iç çekişlerimi hatırlıyorum. Ama muazzam bir anne babaya dolayısıyla da onlar sayesinde oldukça renkli bir çevreye sahiptim. Yazarlar, tiyatrocular, ekran yüzleri, evimizin demirbaş misafirleriydi. Babam TRT’de prodüktördü. Annem kendimi bildim bileli sanatçıdır. Gördüğü bulduğu her şeyi bambaşka şeylere çeviren biri. Babamın daktilo sesleriyle uyur, annemin renkli dünyasına uyanırdım. Taşı, böceği, kuru dalları sevmeyi annemden öğrendim. Ve dikkat etmediğimiz her şeyin bir sanat eserine dönüştürülebileceğini de. Çok yaratıcı bir dünyaya sahiptik evimizde, büyülü ve sınırsız. Hayal gücü ve mutluluk hep alkışlanırdı bizde.
Çocukken kitap okumayı sever miydiniz? Sizi en çok hangi kitapların etkilediğini hatırlıyor musunuz?
İlk kitabım neydi hatırlamıyorum ama çocukluk hayatımın vazgeçilmeziydi kitaplar. Bir söğüt ağacı vardı bahçede, dallarına oturur, saatlerce kitap okurdum. Kitapları halen sihirli dünyalara benzetirim; kapılarından içeri girersin, ve soluksuz bir sonsuzluk başlar.
Okul yıllarınız nasıl ve nerede geçti? Hayalleriniz nelerdi ve hangilerini gerçekleştirdiniz?
12 yaşımdayken İstanbul’a taşındık. Korkunç bir travmaydı benim için. Ankara’yı sevmiyor sanıyordum kendimi ama meğerse ayrılık da bir o kadar zormuş. Babaannem, halam herkesi geride bıraktık. İstanbul’un denizini görmek bile istemediğim bir süre oldu. Kadıköy Anadolu Lisesi’nde okuyordum. Her yer çok büyüktü. Yazar olmak hep hayallerimdeydi. Kelimelerin büyüsü her zaman beni etkilemiştir. Çok dışa dönük bir çocuktum, ama içimdeki kelimeler bitmek bilmeyen bir hızla dolaşıp dururdu hep. Halen de öyledir. Yazıyla ilgili bir iş yapacağımı tahmin ediyordum. Ama çocuk kitapları yazmak bana da sürpriz oldu açıkçası.
Uzun bir medya geçmişiniz var ve bildiğim kadarı ile 2009´da NTV´den ayrılışınız ile birlikte son buldu, biraz bu dönemden ve medyadan çocuk kitabı yazarlığına geçişinizden bahseder misiniz?
Kadıköy Anadolu Lisesi sonrası üniversiteyi Amerika’da okudum. Sinema Televizyon bölümündeydim. Michigan’da eksi 40 dereceyi gördüğüm kışlar oldu. Ama çok keyifli bir okul hayatı geçirdim diyebilirim. 2. Yılın sonunda burs da aldım okuldan. Okul bitince kalmam için fırsatlar sunuldu bana. Channel 35 diye bir kanaldan iş teklifi aldım. Ama hiç düşünmeden Türkiye’ye döndüm. Önce HBB’de sonrasında ise NTV’de Haber Spikerliği yaptım. Asıl medyaya bulaşmam yaklaşık 8-9 yaşlarıma rastlıyor. Halit Kıvanç’la 23 Nisan Şenlikleri’ni ve Yılbaşı Programlarını sundum. 2009 yılında NTV’den ayrılınca yazabilme yeteneğimin olduğunu düşünerek, geçtim bilgisayarın başına. Amacım bir roman yazmaktı;böyle aşklı meşkli, içimden çocuklar için doğa öyküleri çıktı… Şok tabii ki. İnanın çok şaşırdım.


Doğa ve çevre ile ilgili çocuk kitapları yazmanızın sebebi ne oldu? İlk kitabınız hangisi idi ve ortaya çıkış öyküsünü anlatır mısınız ?
Bu sorunuzla kaldığım yerden devam edeyim. Çocuklar için hikâyeler yazmak aslında planımda yoktu. Ama çok keyif aldığımı hissettim. Meğer en zoru çocuk edebiyatıymış. İlk kitabım Sakız Ağacı’ydı. Halen en sevdiğim kitabımdır. Ötekileştirmenin, bir nevi istenmemenin kitabıdır ilk kitabım. Çok içselleştirdiğim, çokca kafa yorduğum bir konudur bir toplulukta “diğeri” olmak, toplum tarafından da “başka” hissettirilmek. Belki de Amerika’daki okul yıllarıma dayanıyordur bu sıkıntı bilemiyorum. Ama işte Sakız Ağacı böyle bir karakter. İstenmiyor. Bu duyguyu çocuklara erkenden vermek istedim. Elbet ve muhakkak bir gün karşılaşacakları ya da birilerine yaşatacakları bu duyguyla bir an önce tanışsınlar istedim. Çok olumlu geri dönüşler de aldım okullarda. Kendini Sakız Ağacı gibi hissedenler mi dersiniz, başkalarını Sakız Ağacı gibi hissettirenler mi, bolca konuşuyoruz bu konu hakkında. Ve tüm çocuklar, bunu yapmamak gerektiğini düşünüyor kitabı okuduktan sonra.






Tüm kitaplarınızın çizimleri anneniz Ayşe Akıllıoğlu´na ait ve hepsi kolaj tekniği ile hazırlanmış görselliği belirgin kitaplar, annenizin daha evvel böyle bir çalışması var mıydı sizin kitaplarınızla mı başladı?
Annemin inanılmaz soyut tabloları vardı. Kişisel sergilerde yer alıyordu. Kitap için resimlemeler konusunda kendisini ikna etmek çok zor oldu. Tekniği tamamen kendisi oluşturdu. Ortaya muhteşem şeyler çıktı. Çünkü bambaşka bir ruha sahip bir insan. Örneğin kolaj tekniğinde maydanoz fotoğraflarını kesip ağaçlar yapıyor. Ya da bulutların üstüne baykuş oturtuyor. Çünkü bence dünyayı böyle görüyor. O kadar eğlencelidir ki; tesadüf değil kitaplarımın resimlerinin bu kadar güzel olması. Bana takılıyor, “benim resimlerimin sayesinde kitapların satıyor” diye, çok da haksız değil. Görsel açıdan böylesi bir zenginlik, ilk anda içerikten bile ön plana çıkıyor. Çünkü eline kitabı alan, ilk önce resimlere bakıyor. Başka yazarlardan resimlemek adına teklif aldı ama çok uğraştırdığı için henüz kabul etmedi.


Kitaplarınız içinde sizin için özel bir yeri olan var mıdır?
Daha önce de aktardığım gibi, Sakız Ağacı benim için çok özel. Ama diğer kitaplarımı da her okuduğumda, bambaşka şeyler hoşuma gidiyor. Küçük Bulut Sirus’u örneğin çok seviyorum;biraz mızırdak küçük bir bulut. Kırmızı Denizyıldızı neredeyse kanlı canlı bir karakter gözümde. Meraklı, sevimli. Sanırım tüm karakterlerimi ayrı ayrı çok benimsedim ve seviyorum. Konularsa zaten hep vermek istediğim değerlerle ilgili.
Hikayelerinizin fikirleri, ilham periniz nasıl geliyor? Bir hikayenin ortaya çıkma süreci nasıl oluyor?
Aklım bir şeylere takılıyor önce. Bazen bir midye ailesi, ya da ot, böcek. Gece gündüz, konuşurken, yürürken, film izlerken beynimin gerisinde hep o oluyor. Örneğin Poşetto kitabımdaki naylon poşet karakteri, orada duruyor. Hep benimle. Ve sanki beynimin gerisinde kendiliğinden bir hikayeyi yaşamaya başlıyor. Ben sanki izliyorum. Bu zaman alıyor, en son kitabım Okyunus’a Özgürlük 3-4 ay beynimin içinde gezindi, zıpladı, suya daldı çıktı. Ama yazmaya başladığımda, maksimum 2-3 gün sürüyor. Garip bir oluşum ben de farkındayım.
Elma Yayınevi ile uyumlu bir işbirliği içinde olduğunuz gözüküyor, bir yazar için bu bence çok önemli bir avantaj, yayın evinin kitaplarınızla ilgili size desteği nasıl oldu?
Elma Yayınevi konusunda hangi taraf daha şanslı bilemiyorum. Doğaya aşık insanların bir arada çalıştığı, ana felsefenin gelişmek, geliştirmek olduğu eşsiz bir yayınevi. Dolayısıyla 5 yıldır, stressiz sıkıntısız beraberiz. Bu arada Elma Yayınevi’ni bulmamda bana destek olan can arkadaşım Tarkan Kaynar’ın adını anmadan geçemeyeceğim. Bana ilk Elma’dan bahseden o’dur. Tarkan’la yıllarca NTV’de beraber çalışmıştık. Onun vasıtasıyla ilk hikâyemi; Sakız Ağacı’nı yolladım. Sonrası zaten heyecanla devam etti.


Çocukları sevmeyen birinin çocuk kitabı yazabileceğini ben çok düşünmüyorum, sizin çocuklarla aranız nasıldır?
Ben çocuklara aşık bir insandım hep. Küçükken bile, benden küçüklerle inanılmaz bir bağım vardı. Şimdi de öyledir. Ortamda küçük bir çocuk varsa, tüm algılarım o yöne döner. Çok çok iyi anlaşırım çocuklarla. E haliyle onlar da benimle.
Oğlunuz Alaz´ın zor bir dünyaya geliş hikayesi var sanırım, bize onu dünyaya getirme ve annelik öykünüzden söz eder misiniz?
Evet, hayatta en çok istediğim şey anne olmaktı, ve çok zor anne oldum. Düşük tehlikesiyle geçen 5 ayın sonunda, düşük gerçeğiyle hastaneye kaldırıldım. Haber okurken düşük süreci başlamış. 4 ay kıpırdamadan yatmak zorunda kaldım. Tonla hormon ilacı vs. Ama Alaz’ı sağ salim kucağıma alabildim. Alaz’ın babasından boşanınca, tek çocukta kaldım diye üzülürken, şimdiki eşimin 2 kızı da benimle yaşamaya başladı. Şimdi 3 çocuk annesiyim. Yani düşük korkusuz, zahmetsiz, 2 de kızım oldu. Anneliği çok seviyorum ben, ileride koruyucu annelik de yapmak istiyorum. Bana 5-10 çocuk olsa olur. O kadar yani. Ve illaki kendi çocuğuna anne olman da gerekmiyor. Anne olmak isteyip de olamayanlar kimsesiz çocuklara anne olmayı deneyebilirler. Sevgi çünkü aynı. Şefkat aynı.
Alaz şu an kaç yaşında ve kitaplarla arası nasıl?
Alaz 16 yaşında. Kitapları seveceği günü bekliyorum. Şaka bir yana, Alaz lisanslı basketçi. Antrenmanları ağır, ve aslında oldukça gerçekçi bir çocuk. Umarım kitapların büyüsünü bir gün keşfeder. Evde, küçük kızım Betül; -o da 16 yaşında- tam bir kitap canavarı. Sanırım yaşı büyüdükçe onunla kitaplarla ilgili keyifli sohbetlerimiz olacak. Şimdi ablalarından da bahsedeyim; Eda, ayrı gayrı olmasın. Eda’da kitap okumayı seviyor. Ama Bilgi Üniversitesi 2. Sınıfta ve ayrıca çalışıyor. Pek okumaya vakti olmasa da, ara sıra, elinde kolunda, odasında klasiklere rast gelince seviniyorum.
Sizce iyi bir çocuk kitabının ne gibi özellikleri olmalı?
Bence en önemlisi bir şekilde hayal gücünü beslemeli. Renkler, seçilen kelimeler, bir nevi sihir dünyası yaratmakla ilgili. Bir de kendi çocukluğumuzun elinden tutup, hiç bırakmadan yaşayabilirsek eğer, çocuk dünyasının keyfine varabiliriz. Bunu canlı tutarak yazılan her çocuk kitabı başarılıdır benim açımdan.
Bir çocuk kitapları yazarı olarak, ülkemizde çocuk kitapları sektörünün gelişimini değerlendirebilir misiniz? Yazarlara hak ettikleri değer veriliyor mu sizce?
Ülkece sorunumuz hep daha çok okumak gerektiğiyle ilgili aslında. Ama yine de anne babalar, çocuklarına kitap almaya, o zamanı ayırmaya çabalıyorlar. Bu çok iyi. Yine de yerli yazara ilgi; yabancı yazardan daha az. Bu da aslında üzücü. Sektör olarak büyümeye çok açık bir alan çocuk kitapları. Ama keşke çok daha fazla talep olsa da çıtayı çok daha yükseltebilsek. Yazarların hak edişlerine gelince. Elbette ülkedeki sistem, sadece çocuk kitapları yazarı olarak ev geçindirmeye elverişli değil. Ama zaten yazarlık aşkla yapılan bir meslek. Dolayısıyla yazmadan var olamamak gibi biraz.


En sevdiğiniz çocuk kitapları hangileridir ?
Gülten Dayıoğlu hayranıyım ben. Ama yine de Küçük Prens kitabının bendeki sevgisini hiçbir çocuk kitabı geçemedi henüz.
KitapkurduAnne´den nasıl haberiniz oldu? Siteyi inceleme fırsatınız oldu ise olumlu/olumsuz yorumlarınızı alabilir miyim?
Sosyal medya yeni insanlar, olgular bulmakta mükemmel bir mecra. Kitapkurduanne’den de böyle haberdar oldum. Sonra sonra daha çok tanıdım, daha çok sevdim. Paylaştıklarını, yazdıklarını kaçırmaz oldum. Siteyle ilgili herhangi bir negatif düşüncem olmadığı gibi, çok destek veriyorum. Kitaplar adına hazırlanan hele de çocuk kitapları için yazılan, çizilen her içerik benim için çok çok önemli.
7’den 70’e Edebiyat ve Çocuk Dergisi ile yolunuz nasıl kesişti? Kısaca anlatabilir misiniz?
Teklif sevgili Barış İnce’den maille geldi. Uzun zamandır yaptıkları işleri ilgiyle izliyordum. Büyüklere hazırladıkları nefis dergilerden sonra çocuklar için kolları sıvamışlar. Yeni oluşum için; “7’den 70’e edebiyat” sloganıyla yola çıkacak olan dergimizin amacı, çocuklarımızın uygar, sanata ve edebiyata meraklı, doğaya, farklı olana saygılı yetişmesi.” diye açıklanmıştı. Bu dizeleri okuyunca da, tam doğru bir yerde olacağımı hissettim. 2. Sayı çıktı, sanırım gayet başarılı bir şekilde ilerliyoruz. Her zaman derim; çocuklar için her zaman daha iyisine ihtiyaç var. Konu her ne olursa olsun.Bu röportaj için çok çok teşekkür ederim.
Sevgili Ceren Kerimoğlu´na bu samimi söyleşi için çok çok teşekkür ederim, siz hep yazın...lütfen :)